İçeriğe geç
2. ÜNİTE · 2. KONU

Teknoloji Bağlamında Ontolojik Problemler

Yüzlerce takipçin varken yanında kimse yoksa, teknoloji seni insanlara mı yaklaştırıyor, yoksa kendinden mi uzaklaştırıyor?

Bir sosyal medya akışında şu cümlelere rastladığını düşün:

  • “Profilimde çok arkadaşım var ama yanımda kimse yok.”
  • “Takma isimle girmiş. Bazen ben de yapıyorum, sonra ismimi bile unutuyorum.”
  • “Gerçek dünya sıkıcı. Sanalda her şey senin elinde, istediğini gerçekleştirebiliyorsun.”
  • “Olamaz, mesajım görüldü ama saatlerdir cevap yazmadı.”

Bunlar sıradan şikâyetler gibi görünür. Ama bugünün insanının teknolojiyle yaşadığı endişeleri ve çatışmaları dile getirir; teknoloji bağlamında ortaya çıkan sorunları yansıtır.

Sokakta oyun oynamak, uzun yolculuklar, mektupla haberleşmek, bankada sıra beklemek, el yazısı… Bunların çoğu artık terk ediliyor. Kolaylık sağlayan pek çok teknoloji vazgeçilmez oldu; teknolojiye uyumumuz da bağımlılığımız da hızla artıyor. Teknolojinin getirilerine duyulan istek büyürken endişeler de büyüyor. Makinenin işleyişi ile insan ruhu arasındaki özsel fark çatışmalara yol açıyor. Felsefe bu çatışmayı ontolojik problemler başlığında, yani anlam kaybı ve yabancılaşma üzerinden inceler.

Heidegger: Modern teknolojinin özü çerçevelemedir

Bir ırmağı düşün. Kıyısında oturan biri için o, akıp giden bir sudur. Bir baraj planlayan için ise yılda kaç kilovat saat elektrik verebileceğini gösteren bir kaynaktır. Bir orman da yaşam alanı olmaktan çıkıp kaç metreküp kereste verdiğiyle ölçülebilir.

Heidegger modern teknolojiyi bir yanlış anlamanın ürünü olarak görür: İnsan, var olmanın ve dünyada yaşamanın ne demek olduğunu yanlış kavramıştır; teknoloji de bu yanlışın sonuçlarını taşır. Doğanın yasalarını öğrenen insanın doğa karşısında özgürleşmesi beklenirdi. Oysa Modern Çağ’ın bilim ve teknoloji anlayışı insanı tam tersine esir aldı; onu doğal yaşamından kopardı ve köksüz bıraktı.

Heidegger teknolojinin yol açtığı ontolojik problemleri dört olgu üzerinden ele alır: varlığın anlamının unutulması, köksüzleşme, yurtsuzluk ve çerçeveleme.

Heidegger tekniği modern teknikten ve teknolojiden ayrı tutar. Ona göre tekniğin özünde açığa çıkarma vardır. Bugünün teknolojisinde ise öz değişmiştir: Teknoloji doğaya ve varlığa meydan okur. Heidegger buna çerçeveleme der. Çerçevelemede insan doğayı bir nesne olarak görür, onu ölçülebilir parçalara böler ve belirli bir amaç için kullanır. Böylece açığa çıkarma, modern teknolojide doğayı insanın işine yarasın diye zorlamaya, varlığa karşı bir saldırıya dönüşür.

Heidegger çerçevelemeyi büyük bir tehlike olarak görür:

  • Varlık geri çekilir, unutulur, üstü örtülür.
  • İnsan kendini varlığın bir parçası olarak görmez, onun karşısına geçer. Varlık artık üzerinde hâkimiyet kurulacak bir araçtır.
  • Varlıkla bağı kopan insan köksüzlük ve yurtsuzluk yaşar. Teknolojinin kuşattığı bir dünyada yaşayan bugünün insanı varlıktan uzaklaşmıştır.

Heidegger için varlığın unutuluşu aynı zamanda insanın kendini unutması demektir. Bugünün insanı kendi özüyle yüz yüze gelemez olmuştur.

Marcel: İnsan bir makine değildir

Bir okulun öğrencilerini yalnızca sınav puanlarıyla, bir şirketin çalışanlarını yalnızca saatte kaç iş bitirdikleriyle değerlendirdiğini düşün. Bir insanın ne hissettiği, neye inandığı, kimi sevdiği bu hesapta görünmez.

Gabriel Marcel (1889-1973) bilimsel ve teknolojik gelişmelerin insanda yarattığı anlam kaybına dikkat çeker. İnsana dair bütün sorunların bilime ve teknolojiye özgü bir zihniyetle ele alınmasını eleştirir. Ona göre insan, özellikle manevi yönüyle bilimsel yöntemin konusu olamaz. Ama teknolojinin üretkenliği ve başarısı arttıkça insan da verimliliği nesnel olarak hesaplanabilen bir şey, bir tür makine gibi görülmeye başlandı.

Marcel’e göre bilimsel düşüncenin özündeki bu soyutlama ve objektifleştirme çabası, modern insanın hayatında ontolojik anlam kaybına yol açar. Belirli işlevleri olan bir makine gibi görülen insanın varlığının anlamı, değeri ve kutsallığı zedelenir. İnsan, insan olarak değerini yitirdikçe kendine ve dünyaya yabancılaşır.

Marcel iki tehlikeye daha dikkat çeker:

  • Aracın amaca dönüşmesi: Teknoloji insanın elinde bir araç olmaktan çıkıp amaç hâline gelirse insan teknoloji üzerindeki hâkimiyetini yitirir. Bu da insanı özgürleştirmez, tutsak eder.
  • Sahip olma arzusu: Teknoloji insanda sahip olma arzusunu besler. İnsan, sahip olduklarını kaybetme korkusuyla onların tutsağı olur. Bugünün teknolojisi yaygınlığıyla böyle arzu ve korkularla dolu bir dünya kurar.
Heidegger Marcel
Sorunu nerede görür? Modern teknolojinin özünde, çerçevelemede Bilimsel-teknolojik zihniyetin insana uygulanmasında
Öne çıkan kavramlar Çerçeveleme, varlığın unutuluşu Objektifleştirme, sahip olma arzusu
Vardığı sonuç Köksüzlük, yurtsuzluk, yabancılaşma Ontolojik anlam kaybı, yabancılaşma

Çözüm nerede aranmalı?

Heidegger çözümü iki uçta görmez: Teknolojiyi coşkuyla övmek de ona başkaldırmak da işe yaramaz. Teknolojiyi iyi ya da kötü olmayan, tarafsız (nötr) bir şey saymak ise en tehlikeli teslimiyettir. Ona göre teknik hem tehlikeyi hem de kurtuluşu içinde taşır. Sorun tekhne’de değil, onun yanlış ve kötü amaçlarla kullanılmasındadır. Tekniğin özü insanı varlığın karşısına koymaz, onu varlığın içine yerleştirir. Bu yüzden varlığı karşısına alan, insanı köksüz bırakıp yabancılaştıran teknik anlayışı terk etmek gerekir.

Bugün insan elindeki teknolojik araçları kontrol etmekte zorlanıyor. Bu araçları ne için ve nasıl kullanacağına dair bir değer temeli geliştirmesi zorunludur. Marcel de tekniğin amaca dönüşmesinin önlenmesini ve hayata hizmet eden bir araç olarak kalmasını ister.

Jacques Ellul (1912-1994) ise başka bir uyarıda bulunur: İnsanın kaybolan bütünlüğünü geri getirmek ve teknik gelişmelerin ayırdığı parçaları toplamak için yine teknik araçlara başvurmak boşuna bir çabadır.

Bu görüşlere iki eleştiri yöneltilebilir:

  • Heidegger’e: Teknolojinin insana doğa üzerinde üstünlük kazandırması olumlu bir gelişmedir.
  • Marcel’e: Varlığı bilimsel yöntemlerle ele almak, insanın sorunlarına nesnel çözümler bulmayı mümkün kılar.

Baudrillard: Gerçeğin yerini alan kopya

Bir tatil yerinin paylaşımlardaki filtreli fotoğraflarını haftalarca izlediğini düşün. Oraya gittiğinde gerçek manzara sana sönük gelir. Artık hangisinin “gerçek” olduğunu söylemek zorlaşır.

Jean Baudrillard (1929-2007) içinde yaşadığımız yeni düzeni bir simülasyona benzetir: Gerçeğe benzer ama gerçek değildir, insan eliyle kurulmuş yapay bir düzendir. Baudrillard’a göre etrafımızdaki her şey asıllarına garip bir biçimde benzer. Burada söz konusu olan basit bir taklit ya da kopya değildir. Aslın yerini onu gösteren işaretler almıştır; gerçek her sürecin yerine o sürecin işleyen bir ikizi konmuştur.

Kavram Anlamı
Simüle etmek Gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi sunmaya, göstermeye çalışmak
Simülakr Gerçeklik olarak algılanmak istenen görünüm
Simülasyon Bir aracın, makinenin, sistemin ya da olayın işleyişinin maket veya bilgisayar programıyla yapay olarak yeniden üretilmesi

Baudrillard’ın öne çıkan tespitleri şunlardır:

  • Bugünün insanı gerçekliğin ötesinde, bir simülasyonun içinde yaşar.
  • Simülasyon “gerçek” ile “sahte”, “gerçek” ile “düşsel” arasındaki farkı silmeye çalışır.
  • Simülasyon her zaman gerçeğe saldırmaktan yanadır ve sonunda yalıtılması imkânsız bir olguya dönüşür; yani etrafına sınır çizip onu ayrı tutmak artık mümkün olmaz. Bunu mümkün kılan, bizi çevreleyen gerçeğin tepkisizliğidir.
  • Simülasyon gerçeklikten her zaman daha etkilidir. Gerçeğe son veren şey, gerçekten daha gerçek görünendir.
  • Anlamı etkisiz kılan iletişim araçları “anlamdan yoksun” bir kitle üretebilir. Kitleler, hayalî bir politik sınıfın elinde bir simülasyon modeline dönüşmüştür.

Baudrillard’a göre gelişen teknolojiyle insan hayatında bir anlam yitimi yaşanıyor. Bu anlam yitiminde iletişim araçlarının ve küresel ekonominin etkisi büyüktür.

Sanal gerçeklik ve gerçeklik algısı

Teknoloji yeni bir gerçeklik alanı da yarattı: sanal gerçeklik. Burada bilinen gerçekler hayallerle birleştirilir, kurgulanmış yapay ses ve görüntü ekranda sunulur. Ekrandaki yapay uyaranlar algımızı etkiledikçe gerçeklik algımız da değişir. Bu uyaranların gerçek olup olmadığı kişiden kişiye farklı değerlendirilir; böylece teknolojiden kaynaklanan gerçeklik algısı sorunları doğar.

İki gelecek senaryosu bu sorunu keskinleştirir:

  • Birinci senaryo: Kimse yemek yapmıyor, bulaşık derdi yok. Sebze yetiştirmeye, hayvan beslemeye, süpermarkete gerek kalmamış; gıda üretimi bambaşka bir evreye geçmiş.
  • İkinci senaryo: Bedenlerimiz aynı anda farklı yerlerde hologramlarla bulunabiliyor. Toplantıya, davete, maça ya da sinemaya eş varlığımızı gönderiyoruz; aslımız ise yatakta uyumaya devam ediyor.

İkinci senaryodaki kişi o davete gerçekten katılmış sayılır mı? Böyle bir gelişmenin olumlu ve olumsuz sonuçları neler olabilir?

Konunun kavramları

13 KAVRAM
Ontolojik anlam kaybı
İnsanın varoluşunun ve yaşamının ne anlama geldiğini yanlış anlaması ya da anlayamaması sonucu doğan, özsel değerlerin anlamını yitirmesiyle ortaya çıkan anlam ve değer kaybıdır.
Yabancılaşma
İnsanın doğasından ve özünden uzaklaşarak varlığıyla bağının kopması ve bu yüzden kendiliğini kaybetmesidir.
Çerçeveleme
Heidegger'e göre modern teknolojinin özüdür; insanın doğayı bir nesne gibi görüp ölçülebilir parçalara böldüğü ve belli bir amaç için kullandığı, varlığa yaklaşma biçimidir.
Varlığın unutuluşu
Heidegger'e göre çerçeveleme yüzünden varlığın geri çekilmesi ve üstünün örtülmesidir; bir bakıma insanın kendini unutmasıdır.
Köksüzlük ve yurtsuzluk
Heidegger'e göre varlıkla bağı kopan insanın doğal yaşamından kopması ve varlıktan uzaklaşmış olarak yaşamasıdır.
Objektifleştirme
Marcel'e göre bilimsel düşüncenin özündeki, insanı verimliliği nesnel olarak hesaplanabilen bir olgu ya da bir makine modeli gibi ele alma çabasıdır.
Sahip olma arzusu
Marcel'e göre teknolojinin insanda beslediği, insanı sahip olduklarını yitirme korkusuyla onların tutsağı hâline getiren arzudur.
Aracın amaca dönüşmesi
Marcel'e göre teknolojinin insanın elinde bir araç olmaktan çıkıp amaç hâline gelmesidir; insan teknoloji üzerindeki hâkimiyetini yitirir ve özgürleşmek yerine tutsak olur.
Simülasyon kuramı
Baudrillard'ın, içinde yaşadığımız düzeni gerçeğe benzeyen ama gerçek olmayan, insan eliyle kurgulanmış bir simülasyon olarak gören görüşüdür.
Simüle etmek
Gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi sunmak ve göstermeye çalışmaktır.
Simülakr
Gerçeklik olarak algılanmak istenen görünümdür.
Simülasyon
Bir aracın, makinenin, sistemin ya da bir olayın işleyişinin maket veya bilgisayar programıyla yapay olarak yeniden üretilmesidir.
Sanal gerçeklik
Bilinen gerçeklerin hayallerle birleştirilip kurgulanmış yapay ses ve görüntülerle ekranda sunulduğu, teknolojinin yarattığı yeni gerçeklik alanıdır.

KENDİNE SOR

Teknoloji insanı özgürleştirir mi, yoksa tutsak mı eder? Heidegger ya da Marcel'den birine katılarak veya karşı çıkarak görüşünü savun.

Kartlarla kendini dene